Ana sayfa YAZARLAR-YENİ Emeğinin Karşılığını Alamayan Muhasebeciler, Kolay Gelsin, Eğlenceli Bir Durum Daha Olabilir; Mali...

Emeğinin Karşılığını Alamayan Muhasebeciler, Kolay Gelsin, Eğlenceli Bir Durum Daha Olabilir; Mali Tablolarda Enflasyon Düzeltmesi

88
0

Ertuğrul KILIÇ
SMMM, Bağımsız Denetçi Sorumlu Ortak


Finansal tablolar, Ulusal para ( bazı özellikli kurumlar, izin almak koşuluyla yabancı para ile de muhasebe tutabilmektedirler) birimi esas alınarak düzenlenmektedir. Muhasebeciler emeklerinin yok sayılmasına,  işletmedeki her şeyden sonra gelen bir kıymetlerin olmasına rağmen, bütün devletin ve ülkede ne kadar işletme var ise onların, bütün faaliyetlerini yüksek bir bilinç ve özveri ile kayıt altına alırlar.

Enflasyonun, bütün toplumun gündemine girmesi nedeniyle ulusal para birimi ile tutulan muhasebe kayıtları ve bunun neticelerini gösteren mali tablolar gerçek durumu yansıtmadıkları kanunumuzca da belirlenmiştir.

VUK mükerrer 298’nci maddeye göre enflasyon muhasebesine geçiş için, Yİ-ÜFE’nin içinde bulunulan yıl, yüzde 10 ve son üç hesap döneminde toplam yüzde 100’ün üzerinde olması gerekiyor. Kanun’da belirtilen koşullar sağlandı mı?

2021 yılında yüzde 79.89 olan Yİ-ÜFE artışı son üç yılda ise yüzde 142’yi ve son yılda yüzde 36,8 ile geçti. Bu durumda ilgili madde uyarınca kapsama giren mükellefler, geçici vergi dönemlerinin sonu itibarıyla eğer erteleme olmaz ise malî tablolarını düzenleyerek enflasyon düzeltmesi yapmak zorunda olacaklar.

Yukarıda belirtilen koşullar ile vergi usul kanundaki yasa maddesine bakılır ise enflasyon düzeltmesi için maddi koşullar sağlanmış gözükmektedir.

Enflasyon düzeltmesi işletmelerin mali tablolarında ortaya çıkan aşınmanın giderilmesini sağlarken çok zahmetli bir durum olarak muhasebe mesleğini yapanların karşısına çıkmaktadır.

Çok eğlenceli bir durum olabilir dedim muhasebeciler için bu tabii ki bir mecazi durum. Hani bir Türk filminde “Ağam bizle eğleniyir” diye bir replik var ya bizim durumumuz aynen buna benziyor. Her kanun, bir yük olarak muhasebecilerin üzerinden geçerken, işveren ve devlet ve meslek örgütleri biraz bizimle eğleniyorlar galiba.

Mali sistemimizde enflasyonun işletmelerin varlıklarındaki aşınmanın bir kısmı için 7144 Sayılı kanunun 5 inci maddesiyle eklenen geçici 31 madde; 25.05.2018 tarihinde VUK ‘na girmiş, daha sonra geçtiğimiz yıl yayınlanan 7326 sayılı kanunun 11 inci maddesiyle eklenen fıkra ile 09.06.2021 tarihinden itibaren yeni bir uygulama olarak tekrardan ihya edilmiştir.

VUK’un geçici 31’nci maddesinde yapılan düzenlemeler, enflasyon nedeniyle ortaya çıkan işletmedeki varlıkların değer kaybının giderilmesini sağlamanın yanında belirli tutarlarda bir değer artışı üzerinden vergi ödenmesini öngörmekteydi.

Enflasyonu yaratan işletmelerin tek başlarına kendilerinden ya da işletmelere sermaye koyan ortaklardan kaynaklanan bir durum değildi. Bu durum ekonomik uygulamalar sonucu ortaya çıkan ve ulusal para birimindeki ( yani Türk Lirası) değer kaybından kaynaklanmaktaydı.

Ülkedeki ekonomik sürdürülebilirlik ve güvenirlik öngörüsüne göre işletme kurmuş ve bu işletmeler aracılığıyla sermaye yaratarak, istihdam ve katma değer ortaya çıkartmaktadırlar. Ülkede uygulanan ekonomik döngü sürecinde ortaya çıkan enflasyon,   işletmelerin mali kaynaklarında bir aşınma oluşturmuştur.

İşletmelerin mali kaynaklarında ortaya çıkan bu aşınma ne gibi sonuçlar doğurmaktadır peki. Öncelikle ulusal ekonomide, enflasyonun yüksek oranda ortaya çıkması, ulusal para biriminin, finansal olayları ölçme işlevini kaybetmesine sebep olmaktadır.

İşletmelerin bilanço ve gelir tabloları üzerinde enflasyonun meydana getirdiği bu değer kaybından kaynaklanan olumsuz etkinin kaldırılmaması durumunda, finansal tablolar işletmelerin gerçek durumunu göstermekten uzaklaşacaklardır.

Finansal tabloların gerçeklikten uzaklaşması işletmeler hakkında analiz yapmayı, ortadan kaldıracaktır. Analize uygun olmayan finansal tablolar nedeniyle gerçekçi olmayan karların vergilendirilmesi, dağıtılması, yanlış ücret ve yatırım politikalarına neden olacaktır.

Enflasyon muhasebesi, paranın değerindeki değişmelerin gerçek durumu yansıtmaması nedeniyle ortaya çıkan sapmaların, uygun değerleme ölçüleri kullanılarak düzeltilmesidir.

Yukarıda adı geçen kanunlarla düzenlenen ve işletmelerin yönetim hatalarından kaynaklanmayan ve devletin para birimindeki değer kaybetmesinden kaynaklanan durumun vergi ( 7144 Sayılı Kanunla %5 ve 7326 Sayılı Kanunla %2 vergi) alınarak giderildiğinin bazı kesimlerce söylenmesi ve enflasyon muhasebesi uygulanmaması yönündeki görüşlerin gerçeği tam olarak karşılamayacağı ortada durmaktadır.

Ne kadar işletmenin bu kanunlardan yararlanarak (%5 veya %2) vergi ödeyerek işletmelerindeki varlıkların değer artışını yaptıkları henüz istatistikî (en azından ben bilmiyorum) olarak açıklanmasa da  %98,9 KOBİ olan küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin vergi ödeyerek bu artışı yapamadıkları da ortada durmaktadır.

Bir kısım işletmelerin vergi ödeyerek yararlanmış olmaları, çok büyük bir kesimin ise vergi ödeme güçleri olmaması nedeniyle yararlanmadıkları bu kanundan dolayı işletmelerinde büyük bir değer düşüklüğü ortaya çıkacaktır. İşletmelerin rekabet etmelerini etkileyici ve ekonomik ömürlerini sürdürülebilir olmalarını ortadan kaldırıcı bir durum ortaya çıkaracaktır.

Ülkenin işletmelerinin varlıklarının gerçek durumu yansıtması açısından bozucu ve geleceği planlamada dengesiz bir durum oluşturacaktır. İşletmelerin sektörel analiz yapmakta ve karşılaştırmakta zorluklar ortaya çıkacaktır.

En önemlisi de işletmelerde gerçek bir kazancın ortaya çıkmaması durumunda enflasyondan kaynaklanan fiktif bir enflasyon vergisi ortaya çıkacaktır. İşletmelerin gerçek sermayelerinin korunması yerine, avuçlarının içerisinden kayıp gitmesine neden olacaktır.

Başa dönersek, muhasebecilerin meslek yasasından kaynaklanan sorunlarının yanı sıra devletin düzenlemiş olduğu vergi düzenlemelerinden de çok sayıda sorunu bulunmaktadır. Uzun bir emek ve meşakkatli bir yoldan geçerek elde etmiş oldukları mesleklerini toplumun, işletmelerin, çalışanların vb. her kesimden yararlanıcıların gerçek durum üzerinden değerlendirmeleri artık vazgeçilmez bir hal almıştır.

Uzun bir eğitim hayatı, uzun bir staj ve yıllarca bitmez tükenmez bir çabayla günlük ortaya çıkan sorunların üstesinden gelecek bir okuma ve çalışma yapmaktadırlar. Emeklerinin karşılığı küçümsenerek ya verilmemekte ya da uzunca bir dönemde verilmektedir. Muhasebecilerin, onca emek vererek hak ettikleri alacakları, enflasyon döneminde pul olmaktadır, çoğunlukla da işletmelerin batması nedeniyle alamamaktadırlar. Hukuki bir işlem olarak icraya koyduklarında sonuçlanması ortalama beş sene olmaktadır.

Vergi gereksinimi için çıkarılan aflar ya da alacakların yeniden yapılandırılması kanunları muhasebecilere, ağır bir yük olmanın yanı sıra hiçbir şekilde tarafı olmadıkları halde, bütün yükü onların üzerinden geçmektedir. Karşılığı var mı, hayır.

Muhasebeciler biliyor ki enflasyon düzenlemesi yapılacak olursa yine bir gelir elde etmeden onca maliyete katlanarak ( sadece yeni bir program almak vb. değil) özel yaşamlarından alınacak zamanlarla birlikte, ailesiyle geçireceği zamanlardan da alınacaktır.

Tabi ki enflasyon uygulamasının yapılıp yapılmaması idarenin yetkisindedir. 700 Sayılı KHK’ nin 46 ncı maddesiyle belirlenen oranların % 100 oranını % 35’e kadar indirmeye veya tekrar kanunî seviyesine kadar yükseltmeye, alan  % 10 oranını ise % 25’e kadar çıkarmaya veya tekrar kanunî seviyesine kadar indirmeye yetkilidir denilerek idareye uygulatıp, uygulatmama yetkisi verilmektedir.

Ancak bu yazı yazıldıktan sonra Gelir İdaresi Başkanlığınca Enflasyon Düzeltmeye ilişkin Vergi Düzeltme Tebliği taslağı mail adresime düştü. Bu da demek oluyor ki enflasyon muhasebesi uygulanacaktır.

Enflasyon muhasebesi uygulanacak ise işletme kaynaklarının yapısı enflasyon ortamında çabukça bozulmaktadır. İşletmelerin enflasyon ortamında borçlanama yoluna gittikleri ve sermaye artırım yolunu çok da tercih etmedikleri bilinmektedir.

İşletmelerin finansla yapılarının değerlendirilmesinde, gelişmekte olan ülkelerde toplam kaynakların yüzde 60’ının yabancı kaynak yüzde 40’ının öz kaynak olması da kabul edilmektedir. Bununla birlikte enflasyon ortamında iş yapma biçimin değişmesi alacak ve borçların vadelere yayılması dış kaynağa daha çok ihtiyaç duyulacaktır.

Yabancı kaynakları, öz kaynaklarını aşmış olan kurumlar vergisi mükelleflerinin, aşan kısımla sınırlı olmak üzere, yabancı kaynaklara ilişkin faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları toplamının %10’luk kısmı, kurum kazancının tespitinde KKEG olarak dikkate alınmaktadır.

Finansman kısıtlaması olarak uygulanan, yabancı kaynakların öz sermayeyi aşan kısmı için uygulanan %10 gider kısıtlaması, yeniden gözden geçirilmelidir. Aksi takdirde işletmeler kar elde etmiş olsa bile fiktif karlardan dolayı batma tehlikesiyle daha fazla karşı karşıya kalabileceklerdir.

Her ne olursa olsun muhasebecilerin karşısında yeni bir durum çıkmaktadır. Eğlenmeye devam.

 


Kaynak: SMMM – Bağımsız Denetçi Sorumlu Ortak Ertuğrul KILIÇ’ın özel İzni ile yayınlanmıştır. Ertuğrul Kılıç tarafından bize şahsen iletilen yazının tüm hakları ve sorumluluğu yazara aittir.
Yasal Uyarı: Bu içerikte yer alan bilgi, görsel, tablolar, açıklama, yorum, analiz ve bir bütün olarak içeriğin tamamı sadece genel bilgilendirme amacıyla verilmiştir. Kişi veya kuruma özel profesyonel bir bilgilendirme ve yönlendirmede bulunma amacı güdülmemiştir. Konu ile benzerlik gösterse de her işletmenin kendi özel şartları nedeniyle farklı durumları olabilir. Bu nedenle, bu yazıda belirtilen içerikte yola çıkarak işletmenizi etkileyecek herhangi bir karar alıp uygulamaya geçmeden önce, uzmanına danışmanız menfaatiniz gereğidir. Muhasebenews veya ilişkili olduğu kişi veya kurumlardan hiç biri, bu belgede yer alan bilgi, tablo, görsel, görüş ve diğer türdeki tüm içeriklerin özel veya resmi, gerçek veya tüzel kişi, kurum ve organizasyonlar tarafından kullanılması sonucunda ortaya çıkabilecek zarar veya ziyandan sorumlu değildir.


BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here