Ana sayfa YAZARLAR-YENİ Anayasa Mahkemesinin İptal Kararlarının Derdest Davalara Etkisi (Av. Gülden Mehmed Altın)

Anayasa Mahkemesinin İptal Kararlarının Derdest Davalara Etkisi (Av. Gülden Mehmed Altın)

127
0

Bilindiği üzere, Anayasa Mahkemesi 19/9/2019 Tarihinde E.2019/48 E. sayılı Kararı ile “…Öte yandan iş sözleşmesi ile işçi statüsünde çalışanların büyük bölümü 4857 sayılı Kanun’a tabi olarak çalışmakla birlikte basın sektöründe çalışan gazetecilerin tabi olduğu 5953 sayılı Kanun gibi özel iş kanunları da bulunmaktadır. Bu itibarla fazla çalışma ücretlerinin zamanında ödenmemesi durumu bakımından, farklı kanun hükümlerine tabi olmakla birlikte iş sözleşmesiyle işçi statüsünde çalışan kişilerin karşılaştırma yapılmaya müsait olacak şekilde benzer durumda oldukları açıktır. Buna karşın, basın sektöründe çalışan gazetecilere fazla çalışma ücreti alacaklarının zamanında ödenmemesi durumunda günlük yüzde beş oranında fazla bir ödemenin düzenlendiği, bu yolla çalışan gazeteciler ile diğer kanunlara tabi çalışan işçiler arasında bir farklılık yaratıldığı anlaşılmaktadır. Eşitlik ilkesinin gereği olarak benzer durumda olanlar arasından bir kısmı lehine getirilen farklı düzenlemenin bir ayrıcalık tanınması niteliğinde olmaması için nesnel ve makul bir temele dayanması ve ölçülü olması gerekir. Kuralla gazeteciler lehine getirilen farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanmadığı söylenemez. Ancak nesnel ve makul bir temele dayalı olan farklı muamelenin ölçülü olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekir. Mevzuatımızda 4857 sayılı Kanun’a tabi olarak çalışan işçiler yönünden fazla çalışma ücreti alacaklarının zamanında ödenmemesi durumuna ilişkin olarak en yüksek banka mevduat faizinin uygulanması öngörülmüştür. İtiraz konusu kural ise gazeteciler için fazla çalışma ücreti alacaklarının zamanında ödenmemesi durumunda temerrüt şartı dahi aranmaksızın günlük yüzde beş, yıllık yüzde 1825’e varabilen yüksek oranda fazla ödeme yapılması zorunluluğunu öngörmekte olup bu fazla ödemeye ayrıca yasal faiz uygulanmaktadır. Bu hâliyle kural, basın sektöründe çalışanlar için diğer çalışanlara göre nesnel ve makul bir nedenle de olsa orantısız bir farklı muamelenin getirilmesine yol açmaktadır. Bu itibarla kuralla gazeteciler lehine kabul edilen farklı muamelenin ölçülü olduğu söylenemeyeceğinden kural eşitlik ilkesiyle de bağdaşmamaktadır. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 10., 13. ve 48. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir…”

gerekçesi ile fazla mesai çalışmalarında Basın Kanununa tabi işçilere % 5 oranında günlük faiz uygulanacağı maddesinin iptaline karar verilmiştir. Bu kararın derdest davaları nasıl etkileyeceği sorunu gündeme gelmektedir.

 1-Anayasa Mahkemesi Kararıyla İptal Edilen Basın İş Kanundaki Faiz Düzenlemesi

İş Kanununda çalışma süreleri haftalık belirlerken Basın İş Kanununda günlük belirlenmiştir.  Tüm bu sebepler ile de, Basın İş Kanununa göre çalışma süresi günlük 8 saattir. Bu nedenle işçinin günde 8 saati aşan çalışmaları fazla mesai olarak kabul edilmiştir.

Yine gazetecilere özel bir düzenleme olarak; süresine bakılmaksızın gazetecinin ulusal bayram ve genel tatiller ile hafta tatilinde yaptığı çalışmalar da fazla mesai olarak kabul edilmektedir. Ayrıca gazetecinin fazla çalışma ücreti, bir saatlik ücretinin % 50 fazlasıdır. Eğer fazla mesai yapılan saat 24:00’dan sonraya rast gelmişse, % 100 zamlı olarak hesaplanmalıdır. Fazla mesai saatleri hesaplanırken yarım saatten az süreler yarım saat kabul edilir ve yarım saati geçen süreler de bir saat kabul edilir.

Ayrıca fazla mesai ücreti, maaş günüyle birlikte ödenir. Ödenmezse, her geçen gün için %5 zamlı ödeme yapılmalıdır.

“…5953 sayılı Kanunda bazı alacakların gününde ödenmemesi halinde günlük yüzde beş fazlasıyla ödenmesi gerektiği yönündeki düzenlemenin amacı, gazetecinin ücret ve diğer bazı işçilik alacaklarını güvence altına almak ve kitleleri doğru bilgilendirme gibi önemli bir görevi de olan gazeteciye belli bir oranda iş güvencesi sağlamaktır. Gerçekten gazetecinin emeğinin karşılığı olan hakları yeterince güvence altına alınmadığı taktirde, göreviyle ilgili konularda bağımsızlığı ve hatta tarafsızlığından söz edilemez. Bu nedenle yasa koyucu gazeteciler yönünden ücret ve bazı diğer hakları koruma çabası içine girmiştir. Düzenleme ile hedeflenen amaç, gazetecinin ücret ve diğer işçilik haklarının gününde ödenmesini sağlamaktır. İşverenin yasa hükmüne uyması durumunda günlük yüzde beş fazla ödeme bakımından bir yaptırım gündeme gelmez. Buna karşın ödemelerin gecikmesi halinde günlük yüzde beş fazla ödeme kuralı yıllık % 1825 oranına karşılık geldiğinden, kısa süre içinde önemli miktara ulaşabilmektedir. Söz konusu hüküm gazeteci yönünden de bir zenginleşme aracı olarak kullanılmamalıdır. 5953 sayılı Kanunda öngörülen bazı alacakların gününde ödenmemesi halinde günlük yüzde beş fazlasıyla ödeneceğine dair kuralın Anayasa’ya aykırılığı itiraz olarak ileri sürülmüştür. Anayasa Mahkemesinin 12.8.2008 gün ve 2005/28 E, 2008/122 K. sayılı kararında, ücret vc fazla çalışma ücretlerin gününde ödenmeme koşuluna bağlı olan söz konusu yaptırımın, kamuoyunu doğru bilgilendirme görevi olan gazetecileri işverene karşı koruma amacını taşıdığı ve gazetecilerin basın özgürlüğünün sağlanması noktasında önemli bir işlev gördüğü açıklanmış ve aykırılık istemi oybirliği ile reddedilmiştir. Fazla saatlerde çalışma karşılığı olan asıl alacaklardan yapılan indirim oranında günlük yüzde beş fazla ödeme miktarlarının da indirilmesi gerektiği açıktır. Günlük yüzde beş fazla ödeme miktarları, gerçekleşen ve kabulü gereken asıl alacak miktarlarının gününde ödenmemesinden kaynaklanmış olmakla, günlük yüzde beş fazlasının da doğrudan hüküm altına alman asıl alacak miktarlarına göre tespiti gerekir. Bundan başka yukarıda sözü edilen gerekçelerle günlük yüzde beş fazla ödeme tutarlarından oransal indirime gidilmelidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, yüzde beş fazla ödeme tutarlarından yapılan indirim sonucu reddine karar verilen miktar bakımından davalının kendisini vekille temsil ettirmesi durumunda davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemelidir…” (Yargıtay 18.11. 2008 gün 2007/32530 E, 2008/31205 K.)

Haftalık 48 saat üzeri fazla çalışma niteliğindedir. Haftalık 48 saat geçilmese de günlük 8 saati geçen çalışma fazla sürelerle çalışma niteliğindedir. Basın Kanununda en yüksek mevduat faizi düzenlenmediğinden bu tür alacaklara yasal faiz yürütülmelidir.

“…Somut olayda davacının haftada 62.5 saat çalışma yaparak haftada 45 saati aşan 12.5 saat fazla mesai yaptığı tespit edilerek alacak hüküm altına alınmıştır. Ancak Basın İş Kanunu’na göre haftalık çalışma süresi 48 saattir. Bu nedenle yasal haftalık çalışma süresinin 48 saat olduğu vc bu saatin üzerinde yapılan çalışmaların fazla mesai olarak kabul edilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile haftalık çalışmasının yasal sınırının 45 saat olarak kabulü isabetsiz olmuştur. 7.HD. 2013/2208 E. 2013/7634 K. 25.04.2013 …Dosyadaki bilgi, belge ve tanık anlatımlarından davacının genelde 09.00- 20.0 saatleri arasında çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının günlük çalışma süresi 11 saat olup 1 saat ara dinlenmesi düşüldüğünde fiili çalışma süresi 10 saattir. Dolayısıyla haftalık çalışma süresi 60 saat olup 5953 sayılı kanununun ek 1. maddesi gereği 48 saatlik haftalık çalışma süresi düşüldüğünde fazla sürelerle çalışma haftada 12 saat olmaktadır. Davacının hakkettiği fazla çalışma ve %5 fazla ücreti alacağı buna göre hesaplanmalıdır…” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin  2011/10238 E. 2013/14016 K. 09.05.2013 tarihli ilamı)

2-Anayasa Mahkemesinin İptal Kararının Kazanılmış Haklarlar Bakımından Değerlendirilmesi

2.1-Yapılan fazla mesai çalışmasını söz konusu kanun yürürlükte iken yapılmış ise, işçinin geçmişteki çalışması sırasında var olan kazanılmış hakka dayanılarak talep edilen alacaklar bakımından, Anayasa Mahkemesinin kanunun maddesinin iptali kararının geçmişi etkileyecek şekilde uygulanması mümkün değildir.

İşçinin söz konusu çalışmayı böyle bir yasa olduğu için günlük % 5 oranında faiz talep edeceğini bilerek ve düşünerek çalışmıştır.

            2.2-Bilindiği gibi özel hukuk alanında, Türkiye’de, kanunların zaman bakımından uygulanması bakımından klasik teorinin başka bir ifadeyle kazanılmış hak teorisinin öğretide hakim görüş olduğu bilinmektedir. Bunun nedeni, Tatbikat Kanunlarının kaynağı olan İsviçre Medeni Kanunun hazırladığı 20. Yüzyılın başında, kanunların zaman bakımından yürürlüğüne ilişkin sadece klasik teorinin olmasıyla açıklanmıştır. İptal kararlarının geriye yürümesi yasaklanırken, bu hükmün bir amacı da iptal kararlarından önce yapılan işlem ve eylemlerle kişilerin elde ettiği kazanılmış hakların ve bu yolla kamu düzeninin korunmasıdır.

2.3-Kazanılmış hak, objektif ve genel hukuki durumun kişisel bir işlemle özel hukuki duruma dönüşmesi olarak tanımlanmaktadır. Ancak, yine kamu düzeni , genel ahlak gibi nedenlerle kazanılmış hak oluşabileceği de kabul edilmektedir.

Danıştay 1. Dairesi’nin 10.12.1988 tarihli ve 1988/336 E., 1988/355 K. Sayısı kararında, kazanılmış hakların korunmasının hukuk devleti ilkesinin gereği olduğu belirtilmiştir. Ancak bu kararda kazanılmış hakların sınırı belirlenmemiştir.

2.4-Ayrıca Anayasanın 17.03.2011 tarihli 2010/106 E., 2011/55 K. Sayılı kararın da kazanılmış haklara saygı ilkesi tanımlanmıştır. Kararda aynen, “…Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukukun genel ilkelerinden birisini oluşturmaktadır. Kazanılmış hak, özel hukuk ve kamu hukuku alanlarında genel olarak, bir hak sağlamaya elverişli nesnel yasa kurallarının bireylere uygulanması ile onlar için doğan öznel hakkın korunmasıdır. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın, yeni yasadan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır…” şeklinde tanımlanmıştır.

Kazanılmış haklara müdahale eden kanunu geriye etkili kabul eden klasik teori anlayışını eleştiren modern teori, GERİYE ETKİLİ KAZANILMIŞ HAKKI DEĞİL, TAMAMLANMIŞ HUKUKİ DURUMLARA MÜDAHALE EDİLMESİ olarak tanımlanmaktadır.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin iptal kararı derhal etki doğurduğu kabul edildiğinde, kazanılmış hakların bundan nasıl etkileneceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Burada maddi hak ile usuli hak ayrımının yapılması zorunluluk arz etmektedir.

3- Maddi Anlamda Kazanılmış Hak Kavramı

3.1-Maddi anlamda kazanılmış hak, yine her hukuk dalının ve her somut olayın özelliklerine göre ilgili yargı yeri tarafından belirlenmelidir.

Danıştay 11. Dairesi’nin 17.02.2016 tarihli ve 2016/223 E., 2016/583 K. Sayılı kararında  “…Anayasa’nın 153. maddesinde yer alan, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının geriye yürümeyeceği kuralı, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan, doğumu anında hukuka uygun olarak tamamlanmış ve böylece kişiye özgü, lehe sonuçlar doğurmuş, daha sonra mevzuat değişikliği veya işlemin geri alınması gibi nedenlere rağmen, hukuk düzenince korunması gereken haklara yönelik olup, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş bir düzenlemeyle ilgili uyuşmazlıkların, Anayasaya aykırılığı saptanmış hükümler dikkate alınarak çözümlenmeleri Anayasa’nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil edecektir…” şeklinde tespitte bulunulmuştur.

Yargıtay karalarında da, benzer bir yaklaşım söz konusudur. Örneğin hizmet birleşmesi yapıldıktan sonra dayanağı olana maddeye ilişkin iptal kararı, sigortalı için kazanılmış hak oluşturduğu dikkate alınarak uygulanmamıştır.

3.2-Aynı şekilde mülkiyet hakkıyla ilgili yakın tarihlerde bir karar verilmiştir. Buna göre Medeni Kanunun olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmaz kazanımını düzenleyen 713. Maddesinde yer alan “ölmüş” ifadesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve iptal kararı Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Bu madde yürürlükteyken belirli koşullar altında yirmi yıl önce ölen bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın zilyedi, o taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tescilini isteyebilmektedir. Ancak Anayasa Mahkemesi iptal kararından sonra, görülmekte olan davalarda, yirmi yıl önce ölen kişilerin taşınmazlarının bu yolla kazanılıp kazanılmayacağı tartışması ortaya çıkmıştır. Sonuç itibariyle koşulları sağlanmışsa mülkiyet hakkının önce oluştuğuna ve bunun ilgililer için kazanılmış hak teşkil ettiğine , anayasa Mahkemesi iptal kararından önce koşulları sağlayanlar bakımından iptal kararının uygulanamayacağına karar verilmiştir.

 

3.4-Görüldüğü Üzere, Yürürlüğü Durdurma Kararının Yürürlüğe Girdiği Tarihten Önce Taleplerle İligili Koşulları Dolduran Taraflar Bakımından İptal Kararının Bir Etkisinin Olmayacağı, Üstelik Kazanılmış Hak Sadece Görülmekte Olan Davalarda Değil, İptal Kararı Yürürlüğe Girdikten Sonra Açılacak Davalarda Da Geçerli Olacağı Açıktır.

Aynı Şekilde Kesinleşmiş Yargı Kararı Ya Da Kesinleşmiş İdari İşlem Dışında Maddi Anlamda Kazanılmış Hak Elde Edilmesi Kesinleşmiş Bir Hukuki Durum Olarak Kabul Edilmekte Ve Anayasa Mahkemesinin İptal Kararlarının Derhal Yürüklüğe Girmesinden Etkilenmemektedir. Bu nedenle de derhal etki kuralının haklar ve hukuki güven ilkesini ihlal etmeyerek Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürümemesi ilkesiyle de uyumludur.

3.5- Maddi kazanılmış hak halinde söz konusu Anayasa Mahkemesi kararının esas bakımından dikkate alınmaması gerektiği açıktır. Bu yönde verilen kararda aynen şu şekildedir;

 

“…. Başka bir deyişle, mahkeme kararı mülkiyet yönünden 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisinin 639/2 maddesinin aksine kurucu değil açıklayıcı nitelik arz edecektir. TMK’nun 713/2 maddesinde yer alan “…ölmüş…” ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 gün 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline ilişkin verilen kararın kazanılmış haklar ve yukarıda açıklanan yasal durum ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir başka deyişle, uyuşmazlığın diğer ayağını oluşturan Anayasa Mahkemesinin iptal hükmünün özelliği, geriye yürüme (extunç) etkisinin hukuki kapsam ve uygulama alanı üzerinde durdurulmasında yarar vardır. Hemen belirtelim ki, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları resmi gazetede yayımlandıkları tarihten itibaren ve geleceğe dönük olarak hüküm ve sonuç doğuracağı belirtildikten sonra, kazanılmış hakların varlığı halinde iptal kararlarının geriye yürümeyeceği ilkesi çoğunlukla kabul edilmiştir. Gerçekte de, Anayasal yargıda; idari yargıdaki iptal kararının (extunç) geriye yürüme etkisi ilke olarak kabul edilmemiş ve iptal edilen kuralın baştan beri geçersiz duruma geldiği esası benimsenmemiştir. Diğer bir anlatımla Anayasa Mahkemesinin iptal kararının geri yürümezliği kuralına öncelik tanınmıştır (Anayasa mad. 153).Anayasanın 153/V maddesine bakıldığında, iptal kararının geri yürümeyeceği ilkesine, yasa koyucu tarafından bir istisna tanınmadığı duraksamaya yer olmaksızın görülmektedir. Ne var ki, bu anayasal hükmün salt lafzi yorumla uygulanması, zaman zaman hakkaniyet, nesafet, eşitlik ve adalet ilkelerine aykırı sonuçlar yaratabilir ( Bkz.N.Bilge Anayasa Mahkemesi Kararlarının geriye yürümezliği sorunu, Ankara Baro Dergisi 1990/3, sh.332). O nedenle Anayasanın 153/V maddesinin istisnalarının varlığı öğretide ve yargıda gündeme getirilmiş ve tartışılmıştır. Türk Anayasal sisteminde benimsenen iptal kararının geriye yürümezliği kuralının getiriliş amacı, Devlete güven duygularını sarsmamak, Devlet yaşamında kargaşaya neden olmamak, toplum huzurunun sarsılmamasını sağlamak olarak özetlenebilir. Esasen bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında bu kurala uygun biçimde, tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların (kazanılmış haklar) korunması hukuk devletinin gereğidir. O nedenle hukuksal ve maddi alanda etkisini göstermiş hukuk kaideleri uyarınca tamamlanmış ve sonuçlarını doğurmuş bulunan kazanılmış haklara Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün geri yürümeyeceğinin kabulü kaçınılmazdır. Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın (2) nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2003 gün 2003/21-30 E; 2003/57 K sayılı kararında da benimsenmiştir. Tüm bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı tarafından Çiftlik Köyü 205 parselde tapu siciline kayıtlı taşınmazın, 30.07.1956 tarihinde tapulama çalışmaları sonucunda Ali kızı Emine Sindar adına tesbit ve tescil edildiği, 17.10.2010 tarihinde kayıt malikinin kimlik bilgilerinin düzeltildiği ve Mulla Ali kızı Emine Karademir adına tescil edildiği, Emine Karademir’in 12.05.1947 tarihinde öldüğü, yerel bilirkişi ve tanıklar ile bir kısım davalıların beyanlarına göre taşınmazın, mirasçılar tarafından önce …’ya, ondan da davacıya satıldığı ve zilyetliğinin devir ve teslim edildiği, 20 yılı aşkın süredir de davacının zilyet ve tasarrufu altında olduğu, 20 yıllık sürenin ise 23.07.2011 gün 28003 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 gün 2009/58 Esas; 2011/52 K sayılı iptal ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararının verildiği 17.03.2011 tarihinden çok önce dolduğu ve davacı yararına kazanılmış hak oluştuğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kazanılmış hakları etkilemeyeceği nazara alınmadan verilen direnme kararı yerinde görülmemiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tarafından, Anayasa Mahkemesi iptal kararının derdest davalara uygulanacağı, tapulu taşınmazın iştirakçilerinden bir ya da birkaçının haricen satışının geçersiz olduğu gerekçeleriyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. O halde, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 24.02.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 24.02.2016 tarihli ve 2014/1084 E. , 2016/158 K. Sayılı kararı)

 

Sonuç itibariyle işçi fazla mesai, haftalık tatil ve resmi ve genel tatil  çalışmalarını söz konusu kanun maddesi yürüklükteyken yapmış ise söz konusu iptal kararının bu kişiyi etkilememesi gerekmektedir.

Av.Gülden Mehmed Altın

g.altin@ozgunlaw.com

 

Kaynakça:

1.BAYSAL, Başak, “Kanunların Zaman Açısından Yürürlüğü”, Kocayusufpaşaoğlu Armağanı, İstanbul, 2004,

2.ÜLGEN, Özen, Anayasa Yargısında İptal Kararlarının Etkileri, İstanbul, 2016.

3.OĞUZMAN, Kemal/BARLAS, Nami, Medeni Hukuk, İstanbul, 2008.

4.Anayasa Mahkemesi’nin 17.03.2011 tarihli 2010/106 E., 2011/55 K.

5.Anayasa Mahkemesi’nin 17.11.2011 tarihli ve 2009/58 E., 2011/52 K.

6.Danıştay 1. Dairesi’nin 10.12.1988 tarihli ve 1988/336 E., 1988/355 K.

7.Danıştay 11. Dairesi’nin 17.02.2016 tarihli ve 2016/223 E., 2016/583 K.

8.Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 18.11. 2008 tarihli ve  2007/32530 E, 2008/31205 K.

9.Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin  09.05.2013  tarihli ve 2011/10238 E. 2013/14016 K.

10.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.06.1975 tarihli ve 1975/10-48 E., 1975/728 K.

11.Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 22.12.2011 tarihli ve 2011/3109 E., 2011/7477 K.

12.Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 27.12.2011 tarihli ve 2011/6877 E:, 2011/7730 K.

13.Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 15.10.2015 tarihli ve 2015/15851 E., 2015/18369 K.

14.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 24.02.2016 tarihli ve 2014/1084 E. , 2016/158 K.


Kaynak: Av. Gülden Mehmed ALTIN – İçerik, Ozgun Law firmasının özel izni ile yayınlanmıştır. 11.02.2020
Yasal Uyarı: Bu içerikte yer alan bilgi, görsel, tablolar, açıklama, yorum, analiz ve bir bütün olarak içeriğin tamamı sadece genel bilgilendirme amacıyla verilmiştir. Kişi veya kuruma özel profesyonel bir bilgilendirme ve yönlendirmede bulunma amacı güdülmemiştir. Konu ile benzerlik gösterse de her işletmenin kendi özel şartları nedeniyle farklı durumları olabilir. Bu nedenle, bu yazıda belirtilen içerikte yola çıkarak işletmenizi etkileyecek herhangi bir karar alıp uygulamaya geçmeden önce, uzmanına danışmanız menfaatiniz gereğidir. Muhasebenews veya ilişkili olduğu kişi veya kurumlardan hiç biri, bu belgede yer alan bilgi, tablo, görsel, görüş ve diğer türdeki tüm içeriklerin özel veya resmi, gerçek veya tüzel kişi, kurum ve organizasyonlar tarafından kullanılması sonucunda ortaya çıkabilecek zarar veya ziyandan sorumlu değildir.


BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here