Ulubatlı Hasan

(Ulubat, Karacabey, Bursa; d. 1428 – ö. 29 Mayıs 1453; İstanbul), İstanbul’un fethi sırasında Doğu Roma (Bizans) surlarına ilk sancağı diktiği iddia edilen Osmanlı askeri. Bugüne kadar Sipahi veya Yeniçeri şeklinde kurgulanmıştır.

Bursa’da bulunan Ulubatlı Hasan heykeli.

Ulubatlı Hasan o dönemin kaynaklarında yer almamaktadır. İstanbul’un fethi sırasında bizzat bulunan Bizanslı tarihçi Francis’in orijinal eserinde Ulubatlı Hasan’ın ismi geçmiyorken, daha sonraki tarihlerde Francis’in eserine geniş ilaveler yapan Melissinos’un yazdığı kitapta yer almaktadır. Melissinos, Francis’in eserine yaklaşık dört misli daha ilave yapmıştır. Bunlardan biri de İstanbul surlarına ilk Türk bayrağını diken Ulubatlı (Lopadionlu) Hasan’dır. Birçok tarihçi ve araştırmacı, Melissinos’un eseri renklendirmek için bu tür hikâyeler uydurduğu ve Ulubatlı Hasan’ın aslında hayali olduğu kanaatindedir. Bir diğer dayanak ise şehrin fethedilişi sırasında o kargaşada surlara bayrağı ilk diken kişinin isminin sağlıklı bir şekilde zikredilmesinin mümkün olmayacağıdır.

Gerek Osmanlı kaynaklarında, gerekse İstanbul’un fethi sırasında bulunmuş yabancı tarihçilerin eserlerinde Ulubatlı Hasan’dan bahsedilmemektedir. Melissinos’un ilaveli eserinde hangi kaynaklardan yararlandığı bilinmemektedir.

Gerçekliği tartışmalı olsa da Ulubatlı Hasan, İstanbul’un Türkler tarafından fethedilişinin simgesi olmuş ve Türk mitolojisinin bir parçası haline gelmiştir.

Popüler kültürde

Ulubatlı Hasan pek çok roman, çizgi film, dergi ve sinema gibi medyatik öğelerde yer almıştır. Fetih 1453’te Ulubatlı Hasan’ı İbrahim Çelikkol canlandırmıştır.

1 YORUM

  1. “Ulubatlı Hasan’ın Kabri ve Tarihî Kimliği Ortaya Çıktı!

    Uzun zamandır bir “Fetih efsanesi” olduğu öne sürülen Ulubatlı Hasan’ın kabri ve gerçekten yaşamış biri olduğu kanıtlandı.Yeniçağ Tarihi uzmanı Araştırmacı-yazar Hakan Yılmaz’ın ortaya koyduğu tarihî kanıtlar,Fatih’in şehit sancaktarı“Baba Hasan”a ait Fatih’teki ilginç bir kabrin Ulubatlı Hasan’a ait olduğunu gösteriyor.

    Baba Hasan-ı Alemî” adıyla tanınan Sancaktar Hasan’ın kabri, Fatih’in Horhor semti yakınlarında, Kırma Tulumba Sokak’la Girdap Sokak’ın birleştiği köşede yer alıyor. Kabrin ilerisin de eskiden Hasan’ın adıyla anılan kısa minareli kârgir bir mescit de varmış. Ne yazık ki bu mescit, tarihî yarım adanın beş asırlık görüntüsünü değiştiren 1956 İstanbul Şehir planlamasında, açılan yola çok uzak kalmasına rağmen “Ahşap çatılı ve değersiz” olduğu gerekçesiyle yıktırılmış. Ulubatlı Hasan’ın kabir ve mescidinin bulunduğu mahalle fetihten bu yana “Alemdar (Sancaktar) Baba Hasan Mahallesi” olarak biliniyor ve kabri halk tarafından ziyaret ediliyormuş. Mescid arsası şimdi park alanı olmuşsa da, önünden geçen sokak hâlâ “Baba Hasan Camii” adını taşıyor.

    Kabirde yatan Alemdar Hasan’ın Ulubatlı Hasan olduğunu kanıtlayan en önemli delil ise, 1806’da tamir edilen kabrin yan duvarı üzerine yerleştirilen manzum kitabesi… Şimdi kaybolan ve elde yalnız fotoğrafı bulunan kitabe de,“Sıdkî” adlı şairin yazdığı beş beyitlik tarih manzumesinin ilk beyitlerinde, Hasan’ın burca çıkıp ilk Türk sancağını dikme ve şehâdete erme anları kendi dilinden şöyle özetleniyor: “Elimde ateş saçan kılıç, dilimde Settâr’ın nazmı (tekbir) / Ben oldum Fâtih’in o gün göz kamaştıran sancaktârı / Kahır pençemle, düşmanla Rüstem’ce ulu gazâ ettim / Kanlar içinde kalarak oldum Şehidlerin Serdâr’ı…”Şiirin “tarih”içeren en son mısrasında“Hasan”ın adı da açıkça geçiyor ve: “Ne devlet ki Hasan Baba’dır sekiz burcun sancaktârı” denilerek, onun İstanbul’un sekiz kara burcu arasına ilk Türk sancağını dikmekle,şehri fetheden askerler içinde en büyük devlete kavuştuğu belirtiliyor. Çağdaş kaynaklarda Hasan’dan sonraki ikinci sancağın dokuzuncu burca dikildiğini gösteren kayıtlar, kitabedeki bilgilerin otantikliğini açıkça gözler önüne seriyor.

    Kabir ve kitabe ortaya çıkmadan önce, Ulubatlı Hasan hakkında çağdaş Bizans tarihçisi Sfracis’in Büyük Kroniği’nde anlattıkları dışında hiçbir şey bilinmiyordu. Bu çağdaş kaynak, On dokuzuncu yüzyıl başlarında haksız gerekçelerle fetihten 120 yıl sonra yaşamış olan Makarios Melissinos’a atfedilmiş, Ulubatlı Hasan’ın da onun eklediği efsanevî bir karakter olduğu iddia edilmişti. Kitabedeki ilginç mısralar; Hasan’ın sağ elinde kılıçla burcun üzerine çıktığını, orada Bizans askerleriyle çatıştığını, kendisine has şiddetiyle düşmanlarını kaçırdığını, fakat sonunda atılan ok ve taşlar yüzünden kanlar içinde kalarak şehadete ulaştığını anlatan Sfrancis’in betimlemeleriyle tam olarak örtüşüyor ve metnin onun kaleminden çıktığını da kesinleştiriyor.

    Ulubatlı Hasan’ın kimliğine ışık tutan yeni tarihî bulgular yalnız bunlarla sınırlı değil. Yılmaz’ın tespitlerine göre, Ulubatlı Alemdar Hasan Ağa’ya Fatih’in babası II. Murad tarafından 1425 yılında Ulubat Gölü’nün doğusunda yer alan Kızılcıklı, şimdiki adıyla Hasanağa Köyü birkaç köyle birlikte vakfedilmiş ve başkent Edirne’de, Çöke yakınlarında bir köy de bunlara ilâve edilmiş. Edirne’deki bu köyün adı da Bursa’dakine benzer şekilde şimdi Hasanağa adını taşıyor. Vakıf belgesi şimdi Bursa’nın Nilüfer ilçesine bağlı Hasanağa köyünde, soyundan gelen bir ailenin elinde bulunuyor. Alemdar Baba Hasan kuşatmaya katılmadan önce hem Bursa’da, hem de Edirne’de vakıflar kurmuş ve her iki şehirde camii, mektep, zaviye, hamam… gibi hayır eserleri yaptırmış. Yılmaz, arşiv belgelerinde Baba Hasan’ın İstanbul’daki oğullarının adlarının, Bursa ve Edirne’deki Hasanağa köylerinde de aynen ortaya çıkmasının her iki Hasan’ın aynı kişi olduğunu kanıtladığına dikkati çekiyor.

    Vakfiyede Ulubatlı Hasan Ağa’nın yüksek bir devlet adamı olduğuna işaret edilirken,“İslâm sancağının dikicisi” olduğuna da göndermede bulunulmuş. Hatta Edirne’de yaptırdığı camii ve türbe alanı da, bu nedenle daha o dönemde“Alemdar Mahallesi” adıyla anılır olmuş. Ne var ki Alemdar Baba Hasan, altmış yaşının üzerindeyken katıldığı İstanbul kuşatmasında, Fatih’in teşvikiyle Otuz kişilik bir grupla birlikte burcun üzerine çıkıyor ve bunlardan on sekiziyle birlikte burçtan aşağıya düşerek şehit oluyor. Kitabeye göre sur dibinde, insan ölüleri ve yüksek taş kümeleri altında kaybolan bedeninin bir süre nerede olduğu bulunamamış. Nihayet yeri rüyada birine gösterilmiş ve oradan çıkarılıp şimdiki kabir alanına nakledilmiş.

    Hasan’dan Sicill-i Osmanî yazarı Mehmed Süreyya da açıkça söz etmiş veonun II. Murad’ın son zamanlarından beri “Sekbanbaşı” iken, İstanbul’un fethi sırasında şehit olduğunu kaydetmiş. Bu önemli bilgi onun Fatih’in sancağını Topkapı burcuna son anda, onun emektar eski bir sancaktarı olarak diktiğini göstermiş oluyor.

    Bu tespitler yalnız Ulubatlı Hasan’ın kabrini ve ilginç yaşam öyküsünü aydınlatmakla kalmıyor; özellikle fetihte “Sekbanbaşı” olduğunu gösteren son bilgi, şimdi kabrinin biraz yukarısında yatan ve “İlk fetih şehitleri” olarak anılan “On sekiz Sekbanlar”ın da, onunla birlikte surlara çıkan ve aşağı düşürülerek şehit olan ilk On sekiz şehit olduğuna ışık tutuyor.”

    (Bugün Gazetesi, 21.05.2019)

    Konu ile ilgili Milliyet Gazetesi’nde yayımlanan bir başka haberin linki:

    http://www.milliyet.com.tr/baba-hasan-aga-ulubatli-hasan-mi–gundem-2872509/

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here