Ana sayfa YAZARLAR-YENİ Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescili

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescili

91
0

Av. Merve ÇELİK
m.celik@ozgunlaw.com


I- GİRİŞ

Öğretide yapılan muvazaa tanımlamalarında muvazaa, irade ile dışa vurulan beyan arasında salt üçüncü kişileri aldatmak amacıyla birden fazla kişi tarafından bilerek ve isteyerek uygunsuzluk hali yaratmak olarak ifade edilmektedir. Muvazaa hem öğretide hem de uygulamada mutlak ve nisbi muvazaa olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Bu makalenin konusunu oluşturan muris muvazaası ise nisbi muvazaanın bir türüdür. Muris muvazaası Türk Hukuku’nda her zaman önemini ve yerini koruyan bir konu olup, kişilerin gelenek ve göreneklerin etkisiyle muvazaalı sözleşmeler yapmaları sonucunda toplum ihtiyaçları sebebiyle ortaya çıkmıştır. Muris muvazaası kavramı kanunda açıkça düzenlenmemiş, Yargıtay içtihatlarıyla hukuk sistemimize girmiştir. Muris muvazaasına ilişkin ilk Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı karardır.  Uygulamada yaygın olarak görülen muris muvazaası temelde, kişilerin hayatları boyunca edindikleri malvarlıklarının ölümden sonraki akıbetlerine müdahale ederek çeşitli sebeplerle aileden bazı kişilere terekeden daha fazla mal bırakması ya da mirasçılarından mal kaçırması şeklinde karşımıza çıkmaktadır.  Mirasbırakanların bu muvazaalı işlemleri karşısında, asıl korunması gerekenler mirasçılar olup mirasçılara gerekli hukuksal imkanların sağlanması gerekmektedir. İşbu çalışmanın konusu toplam dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde muvazaa kavramı, muvazaanın çeşitleri; ikinci bölümde muris muvazaası kavramı ve unsurları; üçüncü bölümde muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescili davaları; son olarak dördüncü bölümde ise Yargıtay’ın son yıllarda muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescili davalarında verdiği kararlar üzerinde durulacaktır.

A. MUVAZAA, UNSURLARI VE TÜRLERİ  

“Vaz” sözcük kökünden türeyen muvazaa; bahse girişmek, gerçeğe aykırı hareket ve işlemlerde bulunmak anlamlarına gelmektedir. [1] Hukuk doktrininde muvazaa kavramına yönelik tek bir tanım bulunmamaktadır. Bütün tanımlar ana hatlarda birleşseler dahi birçok yönden farklılık arz etmektedir. Bunun sebebi ise muvazaanın tanımı, kapsam, hüküm ve sonuçları ile ilgili gerek doktrinde gerekse uygulamada tam bir görüş birliğinin bulunmamasıdır. Bu sebeple öğretide yapılan muvazaa tanımlamaları arasında en çok kabul gören tanımı belirtmek gerekirse; muvazaa, her iki tarafın iradesi ile dışa yönelik beyanları arasında ortaya çıkan uygunsuzluk halidir. [2]

Daha ayrıntılı bir tanımla açıklamak gerekirse, Oğuzman ve Öz tarafından, “muvazaa” kavramı, “tarafların üçüncü şahısları aldatmak maksadıyla görünürde yaptıkları hukuki işlemin hiç hüküm doğurmaması ya da görünürdeki işlemin haricinde başka bir işlemin hükümlerini doğurması yönündeki anlaşmalarıdır.” şeklinde tanımlanmıştır. [3]

Muvazaanın şartlarının oluşması için üç koşulun bir arada bulunması gerekmektedir. Bunlar; ilk olarak, tarafların gerçek amaçları ile yaptıkları işlemler arasında bilerek ve isteyerek yapılan bir uyumsuzluk, ikinci olarak, üçüncü kişileri aldatma amacı ve son olarak tarafların muvazaalı işlem yapma konusunda anlaşmalarıdır. [4]

Muvazaa gerek teoride gerekse uygulamada mutlak muvazaa ve nisbi muvazaa olmak üzere ikiye ayrılır.

a.Mutlak Muvazaa

Mutlak muvazaa öğretide, adi/yalın/basit muvazaa olarak da anılmaktadır. Taraflar gerçekte aralarında bir işlem yapmayı düşünmemelerine rağmen, diğer kişilere karşı sırf onları aldatma kastıyla bir işlem yapmış izlenimi vermek amacıyla görünüşte işlem yapmalarına mutlak muvazaa adı verilmektedir. [5] Mutlak muvazaada tek işlem görünürdeki anlaşma olup taraflar sadece yaptıkları görünürdeki anlaşma ile üçüncü kişileri kandırma saikı içerisindedirler. Bu nedenle gizli anlaşma mutlak muvazaanın unsurları arasında yer almamaktadır. Söz gelimi, bir kişinin aleyhine başlatılan icra takibinden kurtulmak amacıyla üzerinde bulunan malvarlığını devretmek arzusunda olmamasına rağmen malvarlığını alacaklılarından kaçırmak maksadıyla üçüncü kişilere devretmesi, mutlak muvazaanın bir örneğini oluşturmaktadır.

b. Nisbi Muvazaa

Nisbi muvazaa, tarafların aralarında yaptıkları bir sözleşmeyi, iradelerine uygun olmayan ve sırf üçüncü şahısları aldatmak için yaptıkları başka bir sözleşme ile gizlemeleri şeklinde tanımlanabilir. [6] Yani nisbi muvazaada, taraflar bir işlem yapmak istemekte ama yaptıkları bu işlemi üçüncü kişileri aldatma amacıyla yaptıkları işlemin arkasında gizli tutmaktadırlar. TBK m. 19’da nisbi muvazaa “bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır” olarak düzenlemiştir. Yine nisbi muvazaa Yargıtay kararlarında da “tarafların aralarında akdettikleri bir muameleyi kendi iradelerine uymayan ve dışa karşı yaptıkları başka bir muamele ile gizleme durumunun söz konusu olduğu” şeklinde açıklanmıştır. [7] Nisbi muvazaada, mutlak muvazaadan farklı olarak aranan unsurlar arasında gizli işlem de bulunmaktadır. Örneğin; bir babanın ölmeden önce evlatlarından birine taşınmazını satmış gibi göstermesi, nisbi muvazaaya örnek teşkil eder.

Nisbi muvazaa; sözleşmesinin niteliğinde muvazaa, sözleşmenin konusunda veya şartlarında muvazaa ve tarafların şahsında muvazaa olmak üzere üçe ayrılmaktadır. [8] İşbu çalışmanın konusunu oluşturan muris muvazaası, sözleşmenin niteliğinde muvazaa olan nisbi muvazaa türüne girmektedir. Taraflar bu muvazaa türünde görünüşteki sözleşmenin niteliğini tamamen değiştirirler. Örneğin; önalım hakkının kullanılmasını engellemek amacıyla gerçekte satış sözleşmesi ile devredilen payın bağış veya trampa sözleşmesi ile devredilmiş gösterilmesi sözleşmenin niteliğinde muvazaadır.

B.MURİS MUVAZAASI KAVRAMI VE UNSURLARI

a.Kavram

Uygulama ve doktrinde en sık rastlanan muvazaa türü muris muvazaasıdır. Nisbi bir muvazaa türü olan muris muvazaası bir kimsenin, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla yaptığı karşılıksız kazandırmaları tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi göstermesidir. [9]   Yargıtay birçok kararında da muris muvazaasına “Bilindiği gibi; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.” şeklinde yer vermiştir. [10] Muris muvazaası niteliği itibariyle bir nisbi muvazaa türüdür. Bu bakımdan; tapuda ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya satım olarak görünen sözleşme görünürdeki işlemi ifade eder, esasta olan bağışlama işlemi ise gizli işlemdir. Hatırlanacağı gibi muvazaada üçüncü kişileri aldatma kastı, muvazaanın bir unsurudur. Muris muvazaasında ise üçüncü kişileri aldatma kastı unsuru yerine, mirasçıları miras hakkından yoksun bırakma unsuru yer alır. [11]

Muris muvazaası yasalarımızda düzenlenmemiş olup TBK m. 19’da nisbi muvazaa olarak hükme bağlanmıştır. Ancak süregelen gelenek ve görenekler kişileri muvazaalı işlemler yapmaya yöneltmiş, bunun sonucunda da gerek doktrinde gerekse de uygulamada toplumsal bir ihtiyaç olarak muris muvazaasına ilişkin kurallar ortaya çıkmıştır. Muris muvazaasının esas dayanağını oluşturan 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında “Bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında Tapu Sicil Memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklanmış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılarının, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Türk Medeni Kanunu’nun 507. ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına…” denilmiştir. Bu kararda belirlenen ilkeler daha sonra kabul edilen 22.05.1987 tarih ve 1986/4 Esas, 1987/5 Karar sayılı ve 16.03.1990 tarih, 1989/1 Esas, 1990/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında da kabul edilmiş ve bundan böyle uygulama bu ilkeler doğrultusunda şekillenmiştir. [12]

b.Unsurları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 16.06.2010 Tarihli 2010/1-295 esas numaralı, 2010/333 sayılı kararında, muris muvazaasının diğer nisbi muvazaa türleri gibi 4 unsurdan oluştuğunu ifade etmiştir. Bunlar; görünüşteki sözleşme, üçüncü şahısları aldatma amacı, tarafların beyanları ile iradeleri arasında isteyerek meydana getirdikleri uyumsuzluğu açıklayan muvazaa anlaşması ve son olarak gizli sözleşmedir. Çalışmamızın bu kısmında muris muvazaasının unsurları tek tek açıklanacaktır. İlk olarak görünüşteki sözleşme, tarafların aslında yapmak istemedikleri işlemi tamamen üçüncü kişileri aldatmak amacıyla istiyormuş gibi göstermesidir. Üçüncü şahısları aldatma amacının temelinde, mirasbırakanın mirasçılardan mal kaçırmak için aslında yapmak istemediği bir işlemi yapması söz konusudur. Tarafların beyanları ile iradeleri arasında isteyerek meydana getirdikleri uyumsuzluğu açıklayan muvazaa anlaşmasında ise, sözleşmeyi yapan iki tarafın aslında yapmak istemedikleri işlemi üçüncü kişileri aldatmak amacıyla yapmış görünmeleridir. Son ve en önemli unsur olan gizli sözleşmede ise, mirasbırakan taşınmazını bağış yoluyla devretmek istemesine rağmen bu sözleşmeyi gerçek iradesine uygun olmayan satış sözleşmesinin arkasına gizlemektedir. [13]

C. MURİS MUVAZAASI NEDENİYLE TAPU İPTALİ VE TESCİLİ DAVALARI

Çalışmamızın şimdiye kadarki kısmında, muvazaa ve muris muvazaası üzerinde ayrıntılı şekilde durulmuş olup bundan sonraki kısımda muris muvazaası nedeniyle açılan tapu iptali ve tescili davaları üzerinde durulacaktır. Mirasçıların, mirasbırakanın yaptığı muvazaalı işlemlerin söz konusu olduğu durumlarda, bu işlemi iptal ettirmek için muvazaa iddialarını kanıtlayarak muvazaa nedenine dayanan bir dava açmaları gerekmektedir. Bu dava ile mirasçılar kendilerini aldatarak mal kaçırmaya çalışan mirasbırakanlara karşı hukuksal imkanlar kapsamında koruma altına alacaklardır.  Mirasbırakanın saklı pay sahibi olan mirasçılarının, şartlar uygun ise tenkis davası açma hakkı saklı kalmakta olup, haklarını ihlal eden işlemlere karşı miras payına kavuşmak için iptal davası açma haklarını kullanabilmektedirler. [14] Murisin muvazaalı işlemlerine karşı açılacak iptal davası HMK m. 118 ve devamında yazılı olan maddelerde düzenlenmiş bulunan yazılı yargılama şekline tabidir. Hukuki yararı bulunan bütün mirasçılar muris muvazaasına dayalı olarak dava açma hakkına sahiptirler. [15] Dava açma hakkına sahip olmayan kişiler; mirasbırakanın ölümü ile mirası reddeden kimseler, TMK hükümleri gereğince mirastan çıkarılmış olan kimseler, muris ile sağken mirastan feragat sözleşmesi yapmış mirasçılardır.  Kural olarak taşınmazların muris muvazaasına dayalı tapu iptali davalarında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olmadığı müddetçe   zamanaşımı söz konusu olmaz. [16]

Mirasbırakanın yaptığı taşınmaz devrinin mirasçılardan mal kaçırma kastıyla, yani muvazaalı olarak yapılıp yapılmadığının tespiti için; gelenek ve görenekler, toplumsal eğilimler, olayların olağan akışı, mirasbırakanın taşınmaz satımında haklı bir sebebinin olup olmaması, murise davalının bakması veya minnet duygusu olup olmadığı, mirasbırakanın taşınmaz satışına ihtiyacının olup olmadığı, mirasbırakanın gelir durumu emekli maaşı ve gelir düzeyi, ölümüne yakın tüm mal varlığını sebepsiz devretmesi ve davalının ödeme gücü,  satış bedeliyle işlem tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, mirasbırakanın devir tarihinde ekonomik ve sosyal durumunun nasıl olduğu, taşınmazın devirden sonra kimin tasarrufunda olduğu gibi her somut olaya göre şekillenen  bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir. [17] Muris muvazaasına dayalı olarak tapu iptali-tescil veya tazminat davasında davacı olabilmek için öncelikli şart, muvazaalı işlemde bulunduğu iddia edilen kişinin ölmüş olması, yani ortada bir murisin bulunmasıdır. Mirasçının dava hakkı miras hakkından kaynaklandığından, kişi sağken miras hakkından bahsedilemeyeceğinden açılacak olan dava, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığından usulden reddedilecektir. Her bir mirasçının kendi hakkı yönünden kendi miras payı oranında tapu iptali tescil davası açmasına olanak tanınmıştır. Mirasçılar arasında söz konusu iptal davası için zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından her bir mirasçı diğerlerinden bağımsız olarak tek başlarına miras payı oranında dava açıp, payları kadar tapu kaydının iptali ile tescilini talep edebilirler. Muris muvazaası sebebiyle tapu tescili ve iptali davasında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi olup taraflar bu yetki kuralının aksine bir yetki sözleşmesi yapamazlar.

D. YARGITAY’IN SON YILLARDA VERDİĞİ KARARLAR

Yargıtay, muris muvazaası nitelendirmesi yapabilmek için; uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlamaktadır. Bu itibarla, Yüksek Mahkeme verdiği birçok kararda, bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesinin de büyük önem taşıdığını vurgulamaktadır. [18]

Yargıtay’ın muris muvazaası bakımından mirasbırakanın “mirasçıdan mal kaçırma” kastının varlığının araştırılmasının gerektiğine ilişkin bazı kararları aşağıda belirtilmiştir:

a.Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas: 2014/13646, Karar: 2016/7049, Karar Tarihi: 09.06.2016

“… murislerin … kız çocuklarından mal kaçırmalarını gerektiren bir nedenin dosya kapsamı ve tanık beyanları ile sabit olmadığı, davacıların kendi murisleri olan kök murislerden sonra ölmelerine rağmen sağlıklarında anılan taşınmaz temliklerinin muvazaalı olduğu iddiasıyla bir dava açmadıkları, murislerin oğlu …’in … alım gücünün bulunduğu, diğer taraftan, temlik tarihi itibariyle çekişmeli taşınmaz paylarının değersiz oldukları, ayrıca, bazı temliklerde davacıların murislerinin de aynı akitle pay temlikleri yaptıkları görülmektedir. … taşınmaz paylarının … temliklerinin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olmadığı sonucuna varılmaktadır.

b.Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas: 2014/16166, Karar: 2016/5445, Karar Tarihi: 03.05.2016

“… Somut olaya gelince; 997 ada 27 parsel sayılı taşınmazdaki 11 nolu bağımsız bölümün tarafların miras bırakanı … ve davalının babası … adına ½ şer payla kayıtlı iken, … in ölümü ile 5/8 payla miras bırakan … ve 3/8 payla davalı adına intikalen tescil edildiği, her ikisinin de paylarını 05/01/1994 tarihinde dava dışı 3. şahsa sattıkları, eldeki davada dava konusu olan 991 ada 22 parsel sayılı taşınmazdaki 6 nolu bağımsız bölümün ise bu satıştan bir süre sonra 08/09/1994 tarihinde miras bırakan tarafından satın alındığı, davalı tanıklarının da davalı savunmasını doğruladığı görülmektedir. Somut olaya yukarıdaki ilkeler ışığında bakıldığında; temlikteki gerçek amaç ve iradenin mirastan mal kaçırmak olmadığının kabulü gerekir.”

c.Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas: 2014/16629, Karar: 2016/5200, Karar Tarihi: 28.04.2016

“… murisin sağlık sorunlarının bulunduğu, miras bırakanın eşi öldükten sonra 15 yıl kadar davalının yanında kaldığı, miras bırakana davalının bakıp ilgilendiği, ayrıca çekişme konusu taşınmazın minnet duygusu ile davalıya verildiği hususunun davacının da kabulünde olduğu anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, satışa konu edilen bir malın değerinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin, başka bir ifadeyle, malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet veya emek de olabileceği kabul edilmelidir. … miras bırakanın yapmış olduğu temlikle ilgili olarak gerçek amaç ve iradesinin mirastan mal kaçırmak olmadığı kabul edilmelidir.”

Görüldüğü üzere Yargıtay, muris muvazaasına hükmedebilmek için davacının, mirasbırakan kişinin mirasçıdan mal kaçırmasını gerektirecek bir sebebi ortaya koymasını aramaktadır.

II- SONUÇ

Kaynağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı kararından alan nisbi muvazaa türlerinden olan muris muvazaasında, mirasbırakanın muvazaalı işlem yapmadaki amacı mutlaka mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Muris muvazaası yasalarımızda düzenlenmemiş olup TBK m. 19’da nisbi muvazaa olarak hükme bağlanmıştır. Ancak süregelen gelenek ve görenekler kişileri muvazaalı işlemler yapmaya yöneltmiş, bunun sonucunda da gerek doktrinde gerekse de uygulamada toplumsal bir ihtiyaç olarak muris muvazaasına ilişkin kurallar ortaya çıkmıştır. Mirasçıların, miras bırakanın yaptığı muvazaalı işlemlerin söz konusu olduğu durumlarda, bu işlemi iptal ettirmek için muvazaa iddialarını kanıtlayarak muvazaa nedenine dayanan bir dava açmaları gerekmektedir. İşbu davalar muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescili davalarıdır. Muris muvazaası nedeniyle tapu tescili ve iptali davalarında mirasbırakanın iradesinin mirasçılardan mal kaçırmak olup olmadığını, her somut olayın durumuna göre detaylı bir inceleme yaparak hâkim takdir edilecektir.

Av. Merve Çelik

Kaynakça:

  1. ERGÜNEY, Hilmi: Türk Hukukunda Lügat ve Istılahlar, Yenilik Basımevi, İstanbul, 1973, s. 330
  2. 2. Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2017, s. 181;
  3. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz, Borçlar Hukuku- Genel Hükümler, Cilt:1, Vedat Yayınevi, İstanbul: 2018, s. 106.
  4. Barış Çiftçi, “Muris Muvazaası ve Muris Muvazaasında Bulunulamayacak Bazı Durumlar” TBB Dergisi, 2021, s.136-153.
  5. Meryem Günay, Yargıtay Kararları Işığında Muvazaa Kavramı, Adalet Bakanlığı Adalet Dergisi, Ankara: 2008, s.143.
  6. RENDA / ONURSAN, Borçlar Hukuku, Ankara 1973 s.62
  7. Yarg. 4. HD. 17.03.1978 T. 742-1968.
  8. Turgut Önen, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara: 1981, s.51;
  9. Kayhan, s. 184.; Ali Özuğur, Tenkis Muvazaa Mirasta İade Davaları, 3.Bası, Yetkin Yayınları, Ankara 2011. s.866.
  10. Yarg. 1. HD., 21.02.2018 T. 2015/5608 E., 2018/1075 K.; Yarg. 1. HD. 08.01.2018 T. 2015/6556 E., 2018/42 K.; Yarg. 1. HD. 29.03.2018 T. 2015/8732 E., 2018/8554 K.; Yarg. 1. HD. 07.06.2018 T. 2013/202 E., 2015/131 K.
  11. Nuran Sun, Muris Muvazaası, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2019, s.44.
  12. Merve Arslantürk, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2019, s.33.
  13. Antalya Gökhan, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 1. Cilt, Legal Yayıncılık, İstanbul 2016. s.279.
  14. Tekdoğan, A. (2019). Muris Muvazaası nedeniyle Açılan Tapu İptali ve Tescil Davaları. 2. Baskı, Ankara: Seçkin Yayınları, s. 111.
  15. Ayan, M. (2016). Miras Hukuku. 9. Bası, Ankara: Seçkin Yayıncılık, s. 146.
  16. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Yetkin Yayıncılık, İstanbul 2017, s.1283
  17. Murat Topuz, “Yargıtay Kararları Işığında Muris Muvazaasının Varlığını Gösteren Emareler Prof. Dr. M. İlhan Ulusan’a Armağan (Özel Sayı)”, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Temmuz 2016, Cilt 15, Sayı 2, s.726
  18. Zeynep Uyar Hatipoğlu, Yargıtay İçtihatlarına göre Muris Muvazaasında Miras Bırakanın Asıl İradesinin Tayini, Araştırma Makalesi, DÜHFD, Cilt:22, Sayı:36, Yıl:2007, s.109-135.

Kaynak: Av. Merve Çelik – İçerik, Özgun Law firmasının özel izni ile yayınlanmıştır. Yazıya ilişkin tüm hak ve sorumluluk yazara aittir.
Yasal Uyarı: Bu içerikte yer alan bilgi, görsel, tablolar, açıklama, yorum, analiz ve bir bütün olarak içeriğin tamamı sadece genel bilgilendirme amacıyla verilmiştir. Kişi veya kuruma özel profesyonel bir bilgilendirme ve yönlendirmede bulunma amacı güdülmemiştir. Konu ile benzerlik gösterse de her işletmenin kendi özel şartları nedeniyle farklı durumları olabilir. Bu nedenle, bu yazıda belirtilen içerikte yola çıkarak işletmenizi etkileyecek herhangi bir karar alıp uygulamaya geçmeden önce, uzmanına danışmanız menfaatiniz gereğidir. Muhasebenews veya ilişkili olduğu kişi veya kurumlardan hiç biri, bu belgede yer alan bilgi, tablo, görsel, görüş ve diğer türdeki tüm içeriklerin özel veya resmi, gerçek veya tüzel kişi, kurum ve organizasyonlar tarafından kullanılması sonucunda ortaya çıkabilecek zarar veya ziyandan sorumlu değildir.


BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here