Ana sayfa YAZARLAR-YENİ Marka hakkına tecavüz fiillerinin hukuki ve cezai boyutu

Marka hakkına tecavüz fiillerinin hukuki ve cezai boyutu

149
0

Av. Selin Kurt Erdem

Marka, en yalın tanımıyla, bir ticari malı, herhangi bir nesneyi tanıtmaya, benzerinden ayırmaya yarayan özel ad veya işaret anlamına gelmektedir. [1]  6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (“Kanun”) 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK ile marka haklarına yönelik hükümler uygulama alanı bulmaktaysa da Kanun’un yürürlüğe girmesiyle Türk Hukuk sistemi marka, coğrafi işaret, tasarım, patent, faydalı model ile geleneksel ürün adlarına ilişkin başvuruları, tescil ve tescil sonrası işlemleri ve bu hakların ihlaline dair hukuki ve cezai yaptırımları kapsayan sistematik bir kanuna kavuşmuştur. 

Markanın Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescil edilmesiyle sahibine geniş hukuki haklar sağlanmakta olup bu yazıda kısaca tescilli markaya yönelik hukuki haklardan bahsedilmesinin ardından bu hakka tecavüz teşkil eden fiillerin hukuki ve cezai boyutları incelenecektir. 

1. GENEL OLARAK TESCİLLİ MARKA VE SAHİBİNE SAĞLADIĞI HAKLAR 

6769 sayılı Kanun çerçevesinde marka hakkına ilişkin hukuki koruma tescil ile sağlanmakta olup tescilin gerçekleşmiş olması şartıyla markanın korunmasında tescil başvurusunun yapıldığı tarih esas alınmaktadır. [2] Yargıtay tarafından kabul edilen görüşe göre hukuki niteliği itibariyle tescil, önceden kullanılan marka için açıklayıcı, hiç kullanılmamış bir marka için kurucu etki doğurmaktadır. [3] Marka hangi sınıf mal ya da hizmet için tescilli ise sadece o sınıf için koruma sağlamakta olup bunun istisnasını tanınmış ve ayırt ediciliği yüksek markalar oluşturmaktadır. [4]

Kanun’un “Marka olabilecek işaretler” başlıklı 4. maddesinde markanın, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabileceği belirtilmiştir. 

Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine ait olup bu haklar herkese karşı öne sürülebilmektedir. Marka sahibinin izinsiz olarak yapılması halinde şu fiillerin önlenmesini talep etme hakkı bulunmaktadır;

a) Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması.

b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması.

c) Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.

Ayrıca işaretin ticaret alanında kullanılması durumunda marka hakkı sahibinin aşağıdaki fiillerin de yasaklanmasını isteme hakkı bulunmaktadır;

a) İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması.

b) İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi.

c) İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi.

ç) İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması.

d) İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması.

e) İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması.

f) İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması.

Marka hakkı sahibi kural olarak bu haktan doğan müspet ve menfi haklarını yalnızca ülke içerisinde öne sürebilmekte olup buna “ülkesellik ilkesi” adı verilmektedir. Dolayısıyla Türkiye’de tescilli bir markanın hak sahibi başka bir ülkede gerçekleşen ihlalle ilgili olarak Türkiye’deki tescile dayalı olarak dava açamayacaktır. Bunun istisnasını oluşturan bir takım haller (Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka olması gibi) bulunmaktaysa da bu çalışmanın konusu oluşturmadığından değinilmeyecektir. 

2. MARKA HAKKINA TECAVÜZ OLUŞTURAN FİİLLER

Kanun’un 29. maddesinde marka hakkına tecavüz oluşturan fiillere yer verilmiş olup bunlar; 

a) marka sahibinin izni olmaksızın markanın yukarıda belirtilen şekillerde kullanılması, 

b) marka sahibinin izni olmaksızın markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, 

c) markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak,

ç) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmektir. 

Marka hakkına tecavüz oluşturan fiiller hukuken “haksız fiil” niteliğinde olup marka hakkı sahibine hem hukuki hem de cezai koruma sağlamaktadır. 

3.MARKA HAKKINA TECAVÜZÜN HUKUKİ BOYUTU

3.1.Marka Hakkına Tecavüzün Tespiti, Durdurulması ve Önlenmesi (Men’i) Davası

Marka hakkı tecavüze uğrayan hak sahibinin gidebileceği hukuki yollardan ilki tecavüzün tespiti, durdurulması ve men’inin talebine yöneliktir. Kanun’un 149. Maddesinde sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibinin fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti, muhtemel tecavüzün önlenmesi, tecavüz fiillerinin durdurulmasını talep edebileceği düzenlenmiştir. Tecavüzün tespiti için eylemi gerçekleştirenin kusurlu olması veya eylem sonucunda bir zarar meydana gelmiş olması zorunlu değildir. 

3.2.Marka Hakkına Tecavüzün Kaldırılması (Ref’i) Davası

Marka hakkı tecavüze uğrayan kimsenin mahkemeden eski durumun geri getirilmesini, maddi sonuçlarının ortadan kaldırılmasını isteme hakkı bulunmaktadır. Tecavüzün durdurulması ve önlenmesi davasında olduğu gibi tecavüzün kaldırılması davasında da tecavüzde bulunanın kusurlu olmasına gerek yoktur. 

3.3.Tazminat Davaları 

Marka hakkına tecavüz durumunda hak sahibinin yukarıdaki davalara olarak tecavüz sebebiyle uğradığı maddi ve manevi zararların tazminine yönelik tazminat davası açma hakkı da mevcuttur. Bu davalar TTK gereğince mutlak ticari dava niteliğinde olduğundan dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. 

Marka tecavüzü fiilleri Borçlar Hukuku anlamında haksız fiil teşkil ettiğinden açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında tecavüzü gerçekleştiren kişinin kusurlu olması ve fiil ile zarar arasında nedensellik bağı bulunması aranacaktır. 

Maddi zararlar fiili kayıp ve yoksun kalınan kardan oluşmakta olup Kanun’a göre yoksun kalınan kazancın, zarar gören hak sahibinin seçimine bağlı olarak, aşağıdaki değerlendirme usullerinden biri ile hesaplanacağı belirtilmektedir: 

a) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir.

b) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç.

c) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin bu hakkı bir lisans sözleşmesi ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeli.

Ayrıca yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, özellikle sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenlerin de göz önünde tutulacağı belirtilmiştir. 

Kanun’un 150/2. Maddesinde sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilmesi durumunda hakka konu ürün veya hizmetlerin tecavüz eden tarafından kötü şekilde kullanılması veya üretilmesi, bu şekilde üretilen ürünlerin temin edilmesi veyahut uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülmesi sonucunda sınai mülkiyet hakkının itibarı zarara uğrayan kimselerin bu sebeple ayrıca tazminat isteyebileceği hükme bağlanmıştır. 

4. MARKA HAKKINA TECAVÜZÜN CEZAİ BOYUTU 

Kanun’un 30. Maddesi başlığı “Marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümler” olmakla bu suçu oluşturan fiillerin neler olduğu bu maddede sayılmıştır. 

Buna göre birinci fıkrada ilk olarak  başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan, satışa arz eden veya satan, ithal ya da ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişinin bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir. 

Maddenin ikinci fıkrasında ise marka koruması olduğunu belirten işareti mal veya ambalajı üzerinden yetkisi olmadan kaldıran kişinin bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandıracağı hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrada ise yetkisi olmadığı hâlde başkasına ait marka hakkı üzerinde devretmek, lisans veya rehin vermek suretiyle tasarrufta bulunan kişinin iki yıldan dört yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir. 

Tekrar vurgulamakta fayda vardır ki Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamındaki bu suç tipleri tescilli markaların korunmasına yönelik olup tescilsiz bir markanın SMK m. 30 kapsamında cezai korumadan faydalanabilmesi mümkün değildir. Tescilsiz markalara karşı gerçekleşebilecek tecavüzler için duruma göre TTK m. 62 çerçevesinde haksız rekabet hükümlerine göre koruma sağlanması mümkün olabilir. [5] 

Av. Selin Kurt Erdem

Kaynakça:

1. Güncel Türkçe Sözlük, https://sozluk.gov.tr/, Son Erişim Tarihi 04.03.2022

2. Muhammet Mekin Durceylan, 6769 Sayılı SMK Kapsamında Marka Hakkına Tecavüz Halleri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2021, s. 46. 

3. Yargıtay 11. HD’nin 07.10.1999 tarihli 1999/1724 E. 1999/7608 K. Sayılı kararında tescilin kurucu olduğu ifade edilirken Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.02.2011 tarihli 2010/11-689 E. 2011/46 K. Sayılı kararında tescilin açıklayıcı etkisinden söz edilmektedir. 

4.   Mustafa Öksüz, Marka Hakkına Tecavüzün Sonuçları, TBB Dergisi, Eylül 2021, s. 305.

5. Dilan Ensari, Türk Hukukunda Marka Hakkı ve Marka Hakkına Karşı İşlenen Suçlar, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü özel Hukuk Tezli Yüksek Lisans Programı Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep 2019, s. 50.


Kaynak: : Av. Selin Kurt Erdem – İçerik, Özgun Law firmasının özel izni ile yayınlanmıştır. Yazıya ilişkin tüm hak ve sorumluluk yazara aittir.
Yasal Uyarı: Bu içerikte yer alan bilgi, görsel, tablolar, açıklama, yorum, analiz ve bir bütün olarak içeriğin tamamı sadece genel bilgilendirme amacıyla verilmiştir. Kişi veya kuruma özel profesyonel bir bilgilendirme ve yönlendirmede bulunma amacı güdülmemiştir. Konu ile benzerlik gösterse de her işletmenin kendi özel şartları nedeniyle farklı durumları olabilir. Bu nedenle, bu yazıda belirtilen içerikte yola çıkarak işletmenizi etkileyecek herhangi bir karar alıp uygulamaya geçmeden önce, uzmanına danışmanız menfaatiniz gereğidir. Muhasebenews veya ilişkili olduğu kişi veya kurumlardan hiç biri, bu belgede yer alan bilgi, tablo, görsel, görüş ve diğer türdeki tüm içeriklerin özel veya resmi, gerçek veya tüzel kişi, kurum ve organizasyonlar tarafından kullanılması sonucunda ortaya çıkabilecek zarar veya ziyandan sorumlu değildir.


BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here