Ana sayfa YAZARLAR-YENİ Aile konutu

Aile konutu

46
0

Stj. Öğr. Seril İzay Reis

GİRİŞ

İlk olarak aile kavramından başlarsak, 1982 Anayasasının 41. Maddesinde ailenin tanımına yer verilmiştir; 

Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.”

Bu madde aile kavramının yüksek önem taşıdığını, toplumun temeli olduğunu, ailenin huzur ve refahının sağlanması gerektiğini belirtmiştir. Aile kavramı bu madde ile anayasal güvence altına alınmıştır. Aile konutu kavramı ise 01.01.2002 tarihinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunumuza girmiştir. Aile konutunun vasfı boşanma davası sonuçlanana kadar devam eder. Kanunumuza yeni gelen aile konutu kavramı ile eşlerin yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdikleri konutlarla ilgili yapılan birtakım tasarruflar eşin rızasına bağlanmıştır. [1] Fakat diğer eş bilerek, kasıtlı bir şekilde rıza sağlamıyorsa ve haklı bir sebep olmadan rıza vermiyorsa TMK 194/2 uyarınca;

“Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir.”

Diğer eş, rıza vermeyen eşe dava açabilir veya hâkimden müdahalede bulunmasını isteyebilir. Aşağıda ise aile konutu kavramı hakkında genel bilgilere yer verilecektir.

I. AİLE KONUTU GENEL OLARAK

Yargıtay’ın aile konutu hakkındaki tanımı kararda şu şekildedir:

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 18.03.2009 tarihli 2007/213 E. – 2009/5127 K. sayılı Karar:

“Aile konutu; sürekli olarak barınmak üzere kullanılan ve aile yaşamının yoğunlaştığı oturma yeri” biçiminde tanımlanmış ve aile konutunun varlığı için; evlilik birliğinin kurulması ve aile yaşamının yoğunlaştığı bir konutun bulunması gerektiği belirtilmiştir (Bkz. Ömer U. Gençcan, Mal Rejimleri Hukuku, Ankara 2007, s. 199, 204). Böylece yasa uyarınca aile konutu, eşlerin müşterek yaşamlarını sürdürmeleri için ayrılan ve aynı konutta iki tarafın da yaşama hakkını güvenceye alan hukuksal bir kurum olarak kabul edilmiştir.”.

Kanunda aile konutunun tanımı yapılmamış olsa bile karara baktığımızda aile konutunun eşlerin ve varsa çocukların birlikte yaşadıkları ve ailenin yaşam alanı merkezi haline gelen konut olarak nitelendirildiğini görüyoruz.

Bu Yargıtay kararına ek olarak Yargıtay 4. Ceza Dairesi 18.03.2009 tarihli 2007/213 E. – 2009/5127 K. sayılı Karar:

Ayrıca, aile konutu TMK 194. Madde;

“Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.” şeklindedir.

Eşlerden biri, diğer eşin açık rızasını almadıkça aile konutunu bir başkasına devredemez ve konut üzerindeki hakları sınırlayamaz. Eğer aile konutu kira sözleşmesine dayalıysa rızası olmadan kira sözleşmesini feshedemez. Bu hallerde diğer eşin açık rızası olmadan aile konutuyla ilgili hukuksal tasarruflar yapılamaz, sınırlandırılır.  Bu işlemler “eşlerin serbestliği ilkesine” bir istisna teşkil eder. Aile konutuna ilişkin iradi tasarruflarda eşlerin serbestliği ilkesine istisna getirilir. Fakat iradi olmayan icra ile satış durumlarında eşin rızası ayrıca aranmaz.

II. AİLE KONUTU SAYILABİLMESİNİN ŞARTLARI

A. Eşlerden Birinin Mülkiyet Hakkına Sahip Olması Gerekmez

Yaşadıkları konut eşlerden birinin mülkiyetinde olmayabilir bu durum aile konutu olmasını engellemez. Kiracı olarak oturulan konutta aile konutu olarak nitelendirilebilir. Eğer kira sözleşmesiyle eşler bu konutta oturuyorsa; kira sözleşmesinin tarafı olmayan eş kiraya verene bildirimde bulunup kira sözleşmesinin tarafı olarak eklenebilir. [2]

TMK 194/son uyarınca;

“Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur. “

Açıkça, eğer kira sözleşmesinin tarafı olmak için eş bir bildirimde bulunursa o zaman kira sözleşmesinden müteselsilen sorumlu olurlar.

B. Eşlerin Sürekli Olarak Yaşadıkları Konut Olmalı

Aile konutu kural olarak tektir. Yazlık, kışlık, hafta sonları gidilen, çiftlik evi gibi evler hukuken aile konutu olarak nitelendirilmez. Sürekli olarak oturma amacıyla kullanılan ve müşterek yaşam merkezi olan ev, aile konutu olarak nitelendirilir. Eğer böyle bir ev söz konusu değilse ve haklı sebeplerle birden çok evde oturulmak zorunda kalınıyorsa; en çok oturma amacıyla kullanılan daha ağırlıklı gidilen ev, aile konutu olarak nitelendirilebilir. [4]

C.  Tapuya Şerh Verilmesi Gerekmez

Aile konutu şerhinin kurucu değil açıklayıcı bir niteliği vardır. Konutun aile konutu olabilmesi için tapuya şerh verilmesi gerekmez. Aile konutu olma özelliklerini taşıyor ise zaten aile konutu olarak nitelendirilir, özellikle tapuya şerhin düşülmesi gerekmez. Tapuya şerh verilmese bile aile konutu hakkında diğer eşin açık rızası olmadan yapılan tüm işlemler iptale tabidir.

c.1 Şerhin Önemi

Aile konutu şerhi açıklayıcı nitelikte olduğu için tapuya düşülmesinin gerekli olmadığını dile getirmiştik. Kanunda açıkça iyi niyetin koruncağına dair bir hüküm olmadığı için şerh olmasa bile eğer konut aile konutu niteliğinde ise iyiniyetli 3.kişilere karşı bu konut korunur. [3] Diğer eşin rızası olmadan aile konutu satılamaz, kısıtlanamaz ve kira sözleşmesi feshedilemez. Şerh sadece tapuda aile konutunun aleniliği için önemlidir.

c.2 Aile Konutu Şerhi Nasıl Konulur?

Aile konutu nerede bulunuyorsa o yerdeki tapu müdürlüğüne başvuru yapılarak aile konutu şerhi konabilir. Bu şerh özel bir harca tabii değildir.

Tapu sicili tüzüğü 49/c uyarınca;

“Aile konutu şerhi için merkezi nüfus idaresi sisteminden veya nüfus müdürlüğünden alınan yerleşim yeri belgesi ile medeni hâli gösterir nüfus kayıt örneği,” aranacağı belirtilmiştir. Yani bu şerhi konulması için ikametgâh belgesi ve evlilik halini ibrazı şerh için gereklidir.

c.3 Aile Konutu Şerhinin Kaldırılması

Bu şerh aile konutu ortadan kalkana kadar devam eder süresi yoktur. Kural olarak evlilik birliği sona erene kadar aile konutuna konulan şerh devam eder. [5] Ölüm belgesi, boşanma kararı gibi belgelerle şerh tek başına terkin edilemez, talep veya gerekli hallerde dava açılması gerekir.

Öyle ki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 25.03.2019 tarihli 2019/1350 E. – 2019/3311 K. sayılı Kararında:

“1. Aile Mahkemesince 16.07.2013 tarihinde dava konusu taşınmaza aile konutu şerhi konulmasına karar verildiği, tarafların 14.01.2015 tarihinde boşandıkları, bunun üzerine davacı erkeğin aile konutu şerhinin kaldırılmasını   mahkemeden talep ettiği, … 1. Aile Mahkemesince 26.02.2016 tarihli ek kararla aile konutu şerhi konulması kararının, tedbir kararı olmadığı, dava üzerine taşınmaza aile konutu şerhi konulduğu, bu nedenle şerhin dava yolu ile kaldırılmasının mümkün olduğu gerekçesi ile talebin reddine karar verildiği, bunun üzerine davacının bu davayı açtığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmaza, mahkeme kararı ile aile konutu şerhi konulmasına karar verildiğinden, aile konutu şerhinin kaldırılması da ancak dava yolu ile istenebilir. Bu nedenle davacının bu davayı açmakta hukuki yararının olduğu sabittir.”

Görüldüğü üzere aile konutu şerhinin kaldırılması da ancak dava yoluyla istenebileceği belirtilmiştir.

III. Aile Konutunun Boşanma Davasındaki Durumu

Boşanmaya taraf olanlar için aile konutu hem maddi hem manevi önem taşır. Aile konutu eşlerden birinin mülkiyetinde olsa bile aile bireylerinin birlikte zilyetliği vardır. Eğer eşler aralarında anlaşarak malların ve aile konutunu paylaşımına gittiyse istedikleri şekilde paylaştırılır. [6] Fakat anlaşma sağlanmaz ise hâkimin takdir yetkisi mevcuttur. Hâkim, ailenin ekonomik durumu, sosyal durumu ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak değerlendirme yapar ve aile konutunun hangi eşe tahsis edileceğine karar verir. [7]

IV. Aile Konutuna Uygulanabilen TMK 236/II Maddesinin Koşulları 

Öncelikle bu hükmün uygulanabilmesi eşlerin edinilmiş mallara katılma rejimine tabii olmaları gerekir. [8] Sonrasında ise bir boşanma davasının açılmış olması lazım ve bu boşanma davasında zina veya hayata kast sebeplerinden birine dayanılması gerekmektedir. Bu sebeplere dayandırılmakla birlikte hüküm zina veya hayata kast ile ilgili verilmesi gerekir eğer başka bir sebep bulunup hüküm verilirse TMK 236/II fıkrası uygulanmaz. Bu iki şartın sağlanmasıyla fiilleri işleyen ve artık değer alacağı bulunan eşin kusurlu olması aranır. Bu şartların varlığı halinde fiilleri işleyen eş aleyhine artık değer katılma payında azalma veya tamamen kaldırılması şeklinde hakkaniyete uygun bir şekilde hâkimin takdir yetkisi bulunmaktadır.

Hâkimin, aile konutu üstünde 236/II uyarınca takdir yetkisi mevcuttur. Zina veya hayata kast nedenlerinden biriyle boşanma davası sonuçlanırsa hâkim artık değerin tamamen kaldırılmasıyla aile konutunun karşı tarafa kalmasına hükmedebilir veya aile konutundaki artık değerin azaltılmasına hükmedebilir. İsterse mağdur olan eş yargılamanın her aşamasında bu talebi ileri sürebilir. Fakat mağdur eş tarafından artık değerdeki pay oranının azaltılması veya kaldırılması talep edilmese bile re’sen karar verilebileceği şeklinde öğretide görüşler bulunmaktadır.

Stj. Öğr. Seril İzay Reis

Kaynakça:

1. Prof. Dr. Bilge Öztan – Aile Hukuku, 6. Baskı (3)

2. Gökçen Kapusuz – Türk Hukukunda Aile Konutu (5)

3. Şükran Şıpka – Aile Konutu ile ilgili işlemlerde diğerin eşin rızası, Haziran 2004 (1)

4. Serhan Ayan – Evlilik Birliğinin Korunması (6)

5. Şebnem Nebioğlu Öner- Aile Konutunun özellikleri, unsurları, koruma süresi ve korunma nedenleri (2)

6. Oğuzhan Ertekin – Aile konutu ve aile konutu şerhi (4)

7. Sarı, Suat. Evlilik Birliğinde Yasal Mal Rejimi Olarak Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi. İstanbul: Beşir Kitabevi, 2007. (7)

8. Doğan, Murat ve Köroğlu, Emre. “Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Katılma Alacağının Niteliği.” Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Dergisi (8)


Kaynak: : Stj. Öğr. Seril İzay Reis – İçerik, Özgun Law firmasının özel izni ile yayınlanmıştır. Yazıya ilişkin tüm hak ve sorumluluk yazara aittir.
Yasal Uyarı: Bu içerikte yer alan bilgi, görsel, tablolar, açıklama, yorum, analiz ve bir bütün olarak içeriğin tamamı sadece genel bilgilendirme amacıyla verilmiştir. Kişi veya kuruma özel profesyonel bir bilgilendirme ve yönlendirmede bulunma amacı güdülmemiştir. Konu ile benzerlik gösterse de her işletmenin kendi özel şartları nedeniyle farklı durumları olabilir. Bu nedenle, bu yazıda belirtilen içerikte yola çıkarak işletmenizi etkileyecek herhangi bir karar alıp uygulamaya geçmeden önce, uzmanına danışmanız menfaatiniz gereğidir. Muhasebenews veya ilişkili olduğu kişi veya kurumlardan hiç biri, bu belgede yer alan bilgi, tablo, görsel, görüş ve diğer türdeki tüm içeriklerin özel veya resmi, gerçek veya tüzel kişi, kurum ve organizasyonlar tarafından kullanılması sonucunda ortaya çıkabilecek zarar veya ziyandan sorumlu değildir.


BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here